|
Down sendromu, (47,XY,+21), adını ilk kez 1866 yılında
yazdığı bir raporda zeka özürlü çocuklar arasında davranış ve fizik bulgular
bakımından bariz farklılılar gösteren en az iki özgün grup olduğunu tarif
eden John Langdon Down’dan almaktadır. John Langdon Down aslında bir hekim
değil zeka özürlü çocuklar için bir bakım evinin müdürü olarak bu gözlemi
yapmış ve raporunda tarif ettiği “Mongoloids” grubu hastalar
bugün Down sendromu hastalığı olarak adlandırdığımız Trizomi-21
hastalarıdır. [John Langdon Down’un tarif ettiği
diğer grup ise konjenital hipotirodizm veya iyot eksikliği sonucu oluşan “Cretins”
(Kretenizm) grubudur.]
Down sendromunun tanısı yeni doğanda hastalığın özgün fizik
bulgularının genetik testlerle onaylanmasıyla konur. Hastalığın erken özgün
bulguları; yaygın hipotoni ve hipotonus, basık
(Mongoloid) bir yüz ifadesi ve küçük bir burun, displastik anormal bir kulak
kepçesi, eklemlerin aşırı esnekliği (Hiperfleksibilite),
avuç içerisinde tek bir palmar çizgi, genel yüz yapısına göre büyük bir dil
ve epikantar kanatlar (her iki gözün iç kenarında fazladan deri kanatları)
olarak sıralanabilir. Hastanın yaşı ilerledikçe tipik yüz bulguları daha
belirginleşir ve tabloya öğrenme güçlüğü ile kendini gösteren zeka geriliği
eşlik eder. Hastaların yaşam beklentisi 25 ila 49 yaş ile sınırlıdır.
Hastalarda genellikle ölüm etkeni olan ve klinik tabloya sıklıkla eşlik eden
ek patolojiler konjenital kalp hastalıkları, demans, hipotiroidizm ve lösemi
dir. (Daha
fazla bilgi için bu linki tıklayınız.)
Diğer tüm trizomi hastalıkları gibi klasik olarak Down
Sendromunun etiyolojisi (%96 olguda) mayoz bölünme esnasında kromozom
çiftinin biribirinden ayrılamaması (Nondisjunction) sonucu
gamette fazladan bir ek kromozom bulunmasıdır. Bu yolla gelişen Down
Sendromu olgularının % 90’ında bu anomalinin anneden geldiği ve hastalık
ensidansının gebelik anındaki anne yaşı ile doğru orantılı olduğu
gösterilmiştir. Özetle, Down sendromu de-novo (yeni gelişen)
bir genetik anomali sonucu oluştuğundan reprodüktif çağda olan tüm bireyler,
kendileri tamamen sağlıklı olsalar dahi, hasta bir bebeğe sahip olma riski
altındadır ve bu risk bilhassa kadınlar için ilerleyen yaş ile birlilkte
artmaktadır. Nondisjunction olgusunun moleküler mekanizması ve
maternal yaşın ötesinde başka hangi bireysel faktörlerin trizomi riskini
arttırdığı halen aktif olarak araştırılmaktadır.
Down sendromu vakalarının yaklaşık % 3’ünde moleküler
genetik etiyoloji Robertsonian
Translocation
olarak adlandırdığımız bir
kromozomal translokasyon (yer değüştirme) dir. Bu olgularda 21.
(yirmibirinci) kromozomun yanısıra bir ikinci otozomal kromozomda,
genelliıkle 14. (ondördüncü) kromozomda, kırıklar oluşur ve 21. kromozomun
bir kısmı fazladan bu bölgeye eklenir. Mayoz bölünme sonucu bu patolojik
kromozomun yanısıra normal bir 21. kromozomu taşıyan gametin döllenmesi Down
sendromuna yol açar. Bu tip kısmi translokasyonlarda kromozom sayısı aynı
kalmakla beraber bebeğin genomuna 21. kromozoma dair genlerin büyük bir
kısmı için fazladan bir üçüncü kopya eklenmiş olur. Ancak unutulmamalıdır ki
eğer dengeli bir translokasyonu taşıyan her iki patolojik kromozom aynı
gemete taşınır ise bu dengeli gametin döllenmesi sonucu hasta değil ancak
Down Sendromu için taşıyıcı bir birey oluşur. Bu sebeple atipik Down
sendromu aile öyküsü veren veya hasta bireyde Robertsonian
translokasyonun saptandığı tüm olgularda ebeveynler taşıyıcılık yönünden
taranmalıdır.
Down sendromunda
asemptomatik taşıyıcılar dışında dikey geçiş nadiren görülür. Zira erkek
hastalar tipik olarak infertildir (ancak literatürde rapor edilmiş en
azından iki istisna olgu mevcuttur). Kadın hastalar aslında fertil
olmalarına rağmen yaşam süresinin kısıtlılığı ve sosyo-kültürel sebeplerle
genellikle çocuk sahibi olamadan kaybedilir.
Down sendromunun görülme
ensidansı yaklaşık 800 ila 1000 canlı doğumda bir (ortalama ensidans 1:950)
olarak kabul edilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki ileri anne yaşı gibi
geri dönüşümü olmayan risk faktörlerinin ensidansa etkisinden dolayı Down
sendromu hastası çocuk sahibi çiftlerin mükerrer gebeliklerinde bu ensidans
1:100 (en az 10 kat daha fazla) ve taşıyıcı bireyler için ise %50 dir.
Down sendromu ve diğer
tüm trizomi grubu genetik anomalilerin kesin moleküler tanısı
tanı bir sitogenetik test yöntemi olan FISH
(Fluorescent in-situ hybridization) tekniği ile
taranan kromozoma ait özgün bölgenin fazladan üçüncü bir kopyasının
bulunduğunun gösterilmesiyle konur. FISH testinin klasik karyotiplemeye
nazaran en büyük avantajı interfaz hücrelerde uygulanır olmasıdır.
Down sendromu için
diagnostik olmamakla beraber hamilelikte bir ön tarama testi olarak düşük ve
orta risk grupları için (şüpheli aile öyküsü veya 35 yaşından sonraki tüm
gebeliklerde) biyokimyasal “Üçlü
test = Triple Test“
önerilebilir. Üçlü testte annenin AFP (alpha-fetoprotein), uE3 (unconjugated
estriol) ve hCG-β (human chorionic gonadotropin - beta subunit) değerleri
tesbit edilir ve her üç testin popülasyon ortalamasına göre kaç kat arttığı
MoM
(=
Multiples of Median) cinsinden rapor edilir. Üçlü testin yüksek riski işaret
ettiği olgularda kesin tanı için moleküler genetik testlere başvurulmalıdır.
Ne var ki, yüksek risk gruplarında (atipik aile öyküsü veya daha önce Down
sendromu tanısı konmuş bir çocuk sahibi olunması gibi 1:250 ve üzeri risk
gruplarında) biyokimyasal testlerin yalancı negatif sonuçların çokluğundan
dolayı bir anlamı yoktur. Bu olgularda tercih edilmesi gereken tanı ve
tarama yöntemi amniosentez yoluyla prenatal FISH
testidir.
Diğer Trizomi Sendromları:
Trizomi (her hangi bir kromozomun fazladan bir üçüncü
kopyasının olması) insan ebbryolarında en sık görülen genetik anomalidir.
Giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi, çoğunlukla genetik anomaliler
sebebiyle normal çiftlerde döllenen yumurtaların yaklaşık %30 ila %40’ı
rahim içine dahi yerleşmeden gizli düşük halinde kaybedilmektedir. Bu
olgular da eğer ensidansa katılırsa Trizomi olgusunun tüm gebelıklerin en
azından %5’inde var olduğu görülür. Ancak klinik
olarak canlı doğanlarda en sık görilen Trizomi Down senromu (Trizomi 21)
dir. Aşağıda yeni doğanlarda görülmesi olası ve genetik tanı yöntemleri
konusunda firmamızın yardımcı olabileceği bazı Trizomi/Aneuploidi
sendromlarını yanlızca sendrom adı, yaklaşık görülme ensidansı ve hastalığa
yol açan krozomun sayısına göre sıralıyoruz.
Karyotip
Ensidans
Sendrom
Trizomi 13 (47,XY,+13) 1:10,000
Patau Sendromu
Trizomi 18 (47,XY,+18) 1:6,000 Edwards Sendromu
Monozomi X (45,X) 1:3,000
♀ Turner Sendromu
Trizomi X (47,XXX) 1:1,000
♀
Karyotip (47,XXY) 1:1,000
♂ Klinefelter Sendromu
Karyotip (47,XYY) 1:1,000
♂
Ancak unutulmamalıdır ki bazı trizomiler sub-klinik olarak
seyredebilmekte ve belki hiç bir zaman tanı almamaktadır. Örneğin 47,XYY
karyotipte hastalığın tek belirtisi bu erkeklerin biraz daha uzun boylu
olmaları ve ortalama IQ zeka düzeyinin yaklaşık 10-15 puan altında hafif bir
zeka geriliği sergilemeleridir. Ancak ilginç olan husus bu sendromun canlı
doğan erkek bebeklerde yaklaşık 1:1000 gibi bir ensidansla görülmesine
nazaran sendromun görilme ensidansının ABD’de tutuklu
erkekler arasında 1:30 gibi çok, çok yüksek olmasıdır. Ne yazıkki Türkiye’de
bu sendromun ve diğer birçok genetik anomalinin ne genel popülasyonda nede
alt popülasyonlarda ensidansı hakkında kapsamlı ve güvenilir veriler mevcut
değildir.
Not: Yukarıda yer
almayan diğer aneuploidi sendromları hakkında bilgi almak veya moleküler
tanı uygulamaları hakkında bilgi edinmek için Gökay-BIOTECH’e
başvurunuz. Down sendromu da dahil olmak üzere tüm otozomal trizomiler XY
karyotip olarak gösterilmiştir. Doğal olarak bu sendromlara XX karyotip
olarak da rastlamak mümküdür.
Test Fiyatı ve
Uygulama Kriterleri
9
Diğer
Konjenital Sendromlar
|