|
Cockayne sendromu gerçekten nadir rastlanan ancak hemen,
hemen istisnasız olarak hastayı çok erken yaşta ölüme götüren ağır bir
genetik hastalıktır. Hastalığın görülme hızı tam olarak bilinmemekle beraber
yaklaşık her 100,000 canlı doğumda bir olarak kabul edilmektedir. Ne var ki,
Cockayne sendromu otozomal resesif geçiş gösteren bir hastalık olduğundan,
akraba evliliğinin yoğun olduğu veya izole bir yaşam tarzı sürdüren
topluluklarda hastalık ensidansının bu genel ortalamadan daha yüksek
olabileceği varsayılmalıdır. Sendrom hastalığı ilk kez 1933 tarihli
kitabında bir genodermatoz olarak tarif eden İngiliz hekim Edward Alfred
Cockayne’in adıyla anılmaktadır. Hastalığın temel bulguları güneş ışığına
hassasiyet, cücelik ve erken yaşlanma belirtileri ile karakterize git gide
ağırlaşan bir seyir göstermesidir.
Cockayne sendromu klinik olarak Tip I ve Tip II olmak üzere
iki ana hastalık grubuna ayrılır (Tip III Cockayne sendromu geç bulgu veren
bir varyant olarak tarif edilmişse de bu varyanta dair kesin bir moleküler
genetik defekt henüz gösterilemediğinden varlığı tartışmalıdır). Hastalığın
klasik ve en yaygın olarak görülen şekli Tip I “classic”
Cockayne sendromudur. Bu gruptaki hastalar normal bir prenatal gelişme
gösterir ve doğumda hiçbir bulgu vermez. Ancak bir, iki yaşından sonra
hastalarda gelişme bozuklukları, büyüme geriliği ve diğer semptomlar ortaya
çıkmaya başlar. Tanı konduğunda genellikle boy, kilo ve baş çevresi beşinci
persentilin çok altında dır. Hastalarda nörodejeneratif tablo hızla ilerler
ve kısa zamanda görme, işitme kaybı, periferik ve merkezi sinir sistemi
bozukluklarına bağlı bedensel sakatlıklar gelişir. Hastalar genellikle
ilerleyen bulgular ve nörolojik kayıplar sonucu buluğ çağında (10 ila 20
yaşları arasında) vefat eder.
Tip II “connatal” Cockayne
sendromu, bir diğer adıyla serebro-okülo-fasiyel sendrom (COFS), yada
Pena-Shokeir sendromu, ise daha nadir görülmekle beraber klinik tablonun
alışılagelenden daha ağır seyrettiği olgulardır. Bu gruptaki hastalarda
tipik olarak doğumda bariz büyüme geriliği vardır ve, eğer anne doğumdan
önce takip edilmişse, bu olgularda çoğunlukla prenatal gelişme bozukluğuna
da rastlanır ( bu hastalarda tipik olarak son trimesterde ultrasonografik
olarak tayin edilen fetus yaşı son adet tarihiyle çelişir). Bu bebeklerde
genellikle konjenital katarakt ve/veya bazı ek konjenital yapısal anomaliler
daha en baştan tabloya eşlik eder ve doğumdan sonraki ilk yıllarda bu
bebeklerde çok az ve yavaş bir nörolojik gelişme gözlenir. Kısa zamanda
hastalarda kifoz, sikoliyoz veya eklem bozuklukları gibi ortopedik
bozukluklar gelişir ve çoğunlukla hasta okul yaşından evvel kaybedilir.
Tip I Cockayne sendromunda klinik tanı yenidoğanlarda ve
okul öncesi çağda iki majör ve bir minör kriterin yanısıra moleküler genetik
taestlerle DNA onarımında bozukluk olduğunun gösterilmesi ile konur. Daha
ileri yaşlarda ise klinik tanı için moleküler tanı şartı aranmaz, tanı için
iki majör ve üç minör kriterin varlığı yeterlidir. Cockayne sendromu
tanısında aranacak majör kriterler postnatal büyüme geriliği (2 yaş
itibarıyla beşinci persentilin altında olmak) ve ilerleyici karekterde
nörolojik disfonksiyon, davranış bozuklukları veya zeka yeti kaybıdır. Minör
kriterler ise, güneş ışığına cildin aşırı duyarlı
olması (Xeroderma da olduğu gibi kuru bir cilt yapısı şart değildir) (%75
olguda), EMG veya biyopsi ile saptanmış periferik nöropati (%65 olguda),
retinopati (%55 olguda), katarakt (%36 olguda), sinirsel işitme kaybı (%60
olguda), dişte çürükler (%86 olguda), tipik kaşektik cücelikle beraber yaşlı
görünümde ince cilt yapısı (>%70 olguda), radyografik olarak kalınlaşmış
kafatası yapısı, epifizlerin yaşla uyumsuz erken kapanmış olması dır (>%70
olguda).
Cockayne sendromu otozomal resesif bir hastalık olduğundan
hastalığın görülebilmesi için hem annenin hemde babanın taşıyıcı olması
gereklidir. Yine aynı sebeple bir çiftin Cockayne sendromu tanısı almış bir
çocuk sahibi olması bu çift için ileri gebeliklerde hastalığın görülme
riskinin %25 (yani 4 te 1) gibi korkutucu derecede yüksek olduğu veya bir
başka deyişle %75 olasılıkla (4 te 3) çocukların ya taşıyıcı yada hasta
olacağı anlamına gelir. Bu sebeple tanı
konan ailelere mutlak suretle genetik danışmanlık hizmeti sunulmalıdır.
Cockayne sendromu, aslında farklı klinik tiplerinin
olmasından da anlaşılacağı üzere, moleküler mekanizma bakımından heterojen
bir gurup anomaliyi içerir. Hastalığa yol açtığı bilinen iki temel genden
birincisi beşinci otozomal kromozomda yer alan (5q12.1) Cockayne
syndrome 1 CKN 1 veya bir başka deyişle CSA genidir. Ancak
bu gen genellikle Tip I (Klasik) hastalarda ve tüm mutasyon taramaları
ortalaması ile hastaların yanlızca %25’inde etken gen
olarak gösterilmiştir. CKN 1 geninin sekanslandığı hastalarda bu gen
içerisinde yanlız tek tip değil bir çok farklı nokta nutasyonlar (point
mutation) olabileceği gibi kısmi silinmelerin (deletion) de olabıleceği
gösterilmiştir. Ancak doğrudan moleküler genetik analizlerde Cockayne
sendromunun etkeni olarak daha sık görülen ve mutasyonun gen üzerinde ne
derece fonksiyon kaybı yarattığına göre doğru orantılı olarak hem Tip I hem
de Tip II (connatal) hastalığa yol açtığı bilinen ikinci gen ise
onuncu otozomal kromozomda yer alan (10q11) ERCC 6, veya bir baska
deyişie CSB genidir (75% olguda). Burada da yine sekanslama ile gen
içerisinde çeşitli nokta mutasyonlar ve silinmelerin yanısıra eklenme
(insertion) şeklinde mutasyonlar da oluşabileceği gösterilmiştir.
Sendromun en sık görülen moleküler etkeni olan ERCC koplementasyon
grubundaki genler, yada uzun açılımıyla “Excision Repair
Cross-Complementing genes” grubu genler,
hasarlı DNA’nın onarımında rol oynayan genlerdir. CKN
1 geni her ne kadar ERCC grubundan olmasada, CKN 1 aynı holo-kompleksin bir
parçası olarak ERCC gen ürünleri ile bereber DNA onarımında (transcription-coupled
repair) görev yapmaktadır. Yine ERCC grubundan onüçüncü
otozomal kromozomda yer alan (13q22) ERCC 5 geni de Cockayne
sendromuyla ilintili olarak kabul edilmektedir. Ancak yine bu gruptan
ondokuzuncu otozomal kromozomda yerleşik (19q13.3) ERCC 2 genindeki
defektler ise Cokayne sendromuna göre çok daha hafif seyreden bir
genodermatoz (deri hastalıği) olan, xeroderma
pigmentosum (XP) hastalığının moleküler etkenidir Özetle spesifik
mutasyondan ve mutasyona uğrayan genden bağımsız olarak tüm bu hastalarda
ortak olan nokta DNA onarımında bir bozukluk olmasıdır.
Genetik analiz kapsamında Cockayne sendromunda halen beş
fafklı moleküler tanı yöntemi kullanılmaktadır: 1) Ultraviyole (UV)
dayanıklılık testi, 2) RNA sentez testi, 3) UDS testi : “Unscheduled
DNA Synthesis” – Zamansız DNA sentez testi, 4) XP
Complementation : Xerodrma hücreleriyle (veya mikro enjeksiyonla)
komplementasyon testi, 5) Doğrudan mutasyon analizi.
Ancak
unutulmamlıdır ki Cokayne sendromu, özellikle 2 yaşından sonra, esasta
klinik tanıya dayalı bir hastalıktır ve yukarıda belirtildiği üzere
moleküler tanı yanlızca Tip I hastalığın erken tanısı veya Tip II (klasik
tipte olmayan) hastaların tanısında ve tanı konmuş ailelerde
ileri gebeliklerde prenatal test olarak değer taşır. Genetik analizda
tercih edilmesi önerilen tanı yöntemi ise Ultraviyole (UV)
dayanıklılık testidir. Bu test rutın olarak deriden alınan fibroblastlarla
yapılmaktadır ancak gereği halinde kandan alınan lenfoblastlar ve prenatal
tanı amacıyla 16 ila 18 haftalarda amniozentez ile alınan fetal hücreler
üzerinde de yapılabilir. Kısaca, alınan hücreler yapay ortamda çoğaltılır ve
belli dozda ultraviyole (mor ötesi) ışınına maruz bırakıldıkan sonra
logaritmik bir skalada hücrelerin mJul/cm2 cinsinden ışın
dozuna dayanıklılık eğrisi çıkarılır. Hastalardan alınan hücrelerin standard
eğriye nazaran çok daha düşük dozlarda bile çoğalma yetisini kaybettiği
gözlenir. Doğrudan mutasyon tayini ise Cokayne sendromunda şimdilik deneysel
amaçlı genetik analizler kapsamındadır ve mutasyonların çeşitliliğinden
dolayı Ultraviyole (UV) dayanıklılık testine nazaran çok daha zaman alıcı ve
pahalıdır.
Cokayne sendromunun görülme sıklığı çok nadir olduğundan
klinik uygulamada prediktif genotipleme veya taşıyıcılık testlerinin yeri
çok sınırlıdır. Ancak aile fertlerinden DNA bankası oluşturulması ileriye
dönük bu ailelere doğrudan mutasyon analizi imkanını sağlayabileceğinden
mutlaka önerilmelidir. Unutulmamalıdır ki hangi yöntemle tanı konulursa
konulsun Cokayne sendromu tanısı konulan tüm ailelere genetik danışmanlık
hizmeti verilmeli ve hem birinci hemde ikinci derece akraba evliliklerinden
mutlak suretle kaçınılması gerektiği reprodüktif yaşta olan tüm aile
fertlerine ulaşılarak izah edilmelidir. Zira hastalığın tanısı ile
akrabaların yüksek oranda taşıyıcı oldukları kanıtlanmış olarak kabul
edilir.

Resim 1: Cokayne sendromunda
en tipik bulgu kaşektik cücelik ve erken yaşlanma belirtileridir. Bu panelde
Tıp I Cokayne sendromunun hasta üzerinde yarattığı etkiler açıkca
görülmektedir.
Test Fiyatı ve
Uygulama Kriterleri
9
Diğer
Konjenital Sendromlar
|