|
İnsan gibi kompleks bir organizmanın dahi
aslında iki gametin birleşmesiyle oluşan tek bir hücreden başlayarak
geliştiği uzun zamandır bilinen bir gerçektir. Ne var ki, bu oluşumun
sırlarını ancak bugün hücre biyolojisi ve moleküler genetik çalışmaların
ışığında bir, bir öğreniyoruz. Modern gelişimsel biyolojinin ortaya koyduğu
en çarpıcı gerçek ise bu işlemin aslında hücrenin içerdiği genomun zaman ve
mekan boyutunda bir yorumu olduğu ve bu işlemi kontrol eden ana genlerin
(örneğin homeobox genleri) evrim boyunca değişmeden insan dahil
birçok organizmada hep aynı kaldığıdır.
Ancak unutulmamalıdır ki bir hücrenin
yapısını ve fonksiyonunu dikte eden üç ana faktör hücrenin genetik yapısı
(genom), içerdiği fonksiyonel proteinler (proteom) ve hücrenin içinde barındığı
ortam (niş) dir. Bir örnek
vermek gerekirse embriyogenez esnasında sıklıkla gördüğümüz bir olgu yeni
bir dokunun gelişimi için yakın çevredeki hücrelerden gelen birtakım
sinyallerin (niş) hedef hücre (kök hücre) tarafından algılanması ve bu
sinyaller sonucu hedef hücrede birtakım yeni genlerin aktif hale gelmesi
veya susturulmasıdır (genom). Doğal olarak genom üzerindeki bu fonksiyonel
değişim sayesinde hücrenin sentezlediği proteinler ve fonksiyonel makro
moleküler yapılar (proteom) değişmekte ve bu sayede yeni dokular ve organlar
oluşmaktadır.
Anlaşılacağı üzere bu oluşumda hem gerekli
sinyallerin entegrasyonu hem de bu sinyallere uygun cevabın verilebilmesi
birçok genin birlikte ve uyumlu bir çalışma sergilemesiyle mümkündür.
Zigotun oluşumunda ana ve babadan kalıtım yoluyla gelen genler içerisinde
bir veya daha fazla kusurlu gen olması halinde o genin rol aldığı tüm
yapısal veya fonksiyonel mekanizmalarda aksaklık olacaktır. Bu genetik
anomali eğer hücre yapısında veya embriyogenezde çok hayati bir fonksiyonu
etkiliyor ise gebelik büyük olasılıkla düşükle sonuçlanır. Unutulmamalıdır
ki normal çiftlerde döllenen yumurtaların yaklaşık %30 ila %40’ı rahim içine
dahi yerleşmeden gizli düşük halinde kaybedilmektedir. Ancak zigottaki
genetik anomali fetusun gelişimini etkileyecek nitelikte fakat hayati
boyutta değilse olgu bir neonatal (doğuştan var olan) hastalık yada
konjenital sendrom olarak karşımıza gelir.
Neonatal hastalıklar ve konjenital sendromlar
tek bir gendeki anomaliye bağlı oluşabileceği gibi bazen hastalığa yol açan
genetik anomaliler birçok geni hatta bir kromozomun tamamını dahi
içerebilir. Ayrıca çevresel faktörlerinde (örneğin fetal alkol sendromu,
folik asit yoksunluğu gibi) bu olgularda birincil etken veya yan unsur
olabileceği unutulmamalıdır. Bu bölümde genetik analizin endike olduğu
hastalık ve sendromlar ele alınacak ve tercih edilecek genetik analiz
yöntemlerinin neler olduğu hakkında bilgi verilecedktir.
Ancak bu
bölümde yer almayan (Lesch-Nyhan Sendromu, Fenilketonüri Hastalığı,
Charcot-Marie-Tooth Sendromu, ve benzeri) diğer neonatal hastalıklar
ve konjenital sendromlarda moleküler genetik tanı uygulamalarına dair daha
fazla bilgi için lütfen
indeksi tarayınız veya doğrudan
Gökay-BIOTECH’e yazınız.
I –
Neonatal Hastalıklar ve Konjenital Sendromlarda
Genetik
Tanı
:
1)
Angelman Sendromu
2)
Cockayne Sendromu
3)
Di George Sendromu ve VCF Sendromu
4)
Down Sendromu (ve
diğer
Aneuploidi sendromları)
5)
Ellis-van Creveld Sendromu
6)
Frajil X Sendromu
7)
Marfan Sendromu
8)
Prader-Willi Sendromu
9)
Waardenburg Sendromu
10)
Werner Sendromu
11)
Williams Sendromu
12)
Zellweger Sendromu
Diğer
Bölümlere Geçiş
|